Sınırları aşan bilim: Philadelphia deneyi

0
1321

Savaşlar her ne kadar yıkımlarla anılsa da bazı olumlu tarafları da olmuyor değil. Ülkeler askeri gücünü diğer ülkelerin önüne geçirmek için bilime ve teknolojiye daha çok yatırım yapıyor ve bunun sonucunda da yeni teknolojiler insanlığın kullanımına sunuluyor. Özellikle soğuk savaş döneminde bunun bariz örnekleri tarihin sayfalarında yerini aldı. Kısa denilebilecek bir sürede insanlık, yapay uydular, dünyadan kontrol edilebilen robotik uzay araçları, bilgisayarlar gibi çeşitli teknolojilerle tanıştı. Tabi birde var olduğu iddia edilen, ancak bizim tanışmadığımız teknolojilerle ilgili çeşitli mitler var. İşte bunlardan en dikkat çekici olanı Rainbow Project adıylada bilinen Philadelphia deneyi.

Philadelphia deneyi, 28 Ekim 1943 tarihinde Amerikan donanmasının, Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. Deneye göre çok güçlü bir elektromanyetik alan sağlanarak gemilerin görünmez olmaları ve bu sayede düşmandan korunması hedeflenmişti. Hatta daha sonra aynı görünmezlik alanı havada da oluşturarak önemli askeri üslerin görünmez hale getirilmesi düşünülmüştü. Söz konusu sisteme göre çok güçlü bir manyetik alan oluşturularak gemiyi saracak ve  ışınları yada radar dalgalarını bükerek-kırarak gemiyi görünmez kılacaktı. İddiaya göre deney hedeflenenin çok ilerisinde bir başarıya ulaştı. Deneyde donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173  sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge kullanılmıştı. 22 Temmuz 1943 sabahı yapılan ilk denemede USS Eldridge mürettebatıyla birlikte birkaç dakika içinde  subaylar ve bilim adamlarının gözlerinin önünde kaybolmuştu. Gemi hem radarda hemde gözle görülemiyordu. 15 dakika sonra güç kesilince gemi tekrar görünür olmaya başlamıştı. Ancak yolunda olmayan bir şeyler vardı. Mürettebatın çoğu geminin kenarlarından sarkıp kusuyor, bazıları ise bilinçsiz bir şekilde güvertede duruyordu. Daha sonra ikinci bir deney tasarlandı. 28 Ekim 1943’te tekrarlanan deneyde gemi ve içindeki mürettebat birkaç dakika içerisinde kaybolarak 600 km. uzaklıktaki Norfolk Deniz üssünde ortaya çıkmış ve kısa bir süre sonra geri dönmüştü. Yani bu geminin ışınlandığı anlamına geliyordu ve bu sefer durum çok daha kötüydü. Mürettebatın başı dertteydi. Bir kısmı tamamen kaybolmuş ve geri dönmemişti. Bikaçı ise eriyen ve tekrar katılaşan metal levhaların içinde kalmıştı.

Deneyden ilk söz eden kişi Morris Jessup’dur. Amatör bir gök bilimci olan Jessup, 1955 yılında eline geçen bir mektupla deneyden haberdar olur. Mektup , Carlos Miguel Allende adında birinden geliyordu ve deneyden detaylı olarak bahsediyordu. İddiasına göre Carlos, deneye gözlem gemisi olarak katılan bir şilepte görevli denizciydi. Deneye baştan sona şahit olmuştu.

Deneyin temelinde Einstein’in Birleşik Alan Teorisi vardı. Teori, basitce, nesneler arası çekim esası ve elektromanyetizma üzerine kurulmuştur. Einstein, 1920’lerden itibaren bu teorisi üzerine yoğunlaşmış, 1925-1927 yılları arasında Almanya’da, bir fizik dergisinde yaptığı çalışmaları yayımlamış, ancak bu çalışmalarını hiçbir zaman tamamlayamamıştır.
İddiaya göre deneyin çalışmaları 1930 yılında Chicago Üniversitesinde başlamış, bir yıl sonra da Princeton Üniversitesinde devam ettirilmişti. Hatta Albert Einstein Dr.John von Neumann ve Dr.Nikola Tesla’nın da zaman zaman proje dahilinde çalıştıkları iddia edilmiştir.
Birleşik Alan Teorisi’nin deneye uygulanışı ise “çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı (ve radar sinyallerini) kırarak ya da bükerek optik görünmezlik sağlamak” şeklinde düşünülmüştü. Bu doğrultuda 75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi (her biri iki megavat CW gücündeydi ve onlar da güverteye monte edilmişti). 3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp, iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel eşleme ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman, oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.

Amaç görünmezlikti fakat iddiaya göre donanma bu deneyde tesadüfen de olsa maddenin ışınlanmasını gerçekleşti.

Resmi kaynaklarca defalarca yalanlanan, bazı makamlarca da yapıldığı söylenen deney bir iddiadan öteye geçememiştir. Ancak deneyden ilk söz eden kişi olan Jessup’un deneyle ilgili bazı kanıtlara ulaşmak üzere yola çıktığı gün arabasında ölü bulunması, araştırmacı Jacques Vallee, USS Eldridge’in yanında demirli bulunan USS Engstrom gemisinde amacı gemileri manyetik algılayıcılı mayınlara karşı görünmez yapmak olan ve benzer şekilde elektro mıknatıslarla yapılan bir deneyi tanımlaması deneyin gerçek olabileceği yönünde yorumlanmasına sebep olmaktadır.

Bilimsel olarak yapılabileceği düşünülen deney eğer gerçekse, belki insanlık tarihini değiştirecek bir buluş yıllar önce keşfedilmiş ve bazı odaklarca hala geliştirilip kullanılmaya çalışılıyor olabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here