NETFLIX’İN İLK TÜRK DİZİSİ: THE PROTECTOR

0
418

Yıllardır Los Angeles’ta yaşayan, tiyatro ve filmlerde prodüktörlük, yazarlık yapan Binnur Karaevli, Nilüfer İpek Gökdel’in “Karakalem ve bir delikanlının tuhaf hikayesi” adlı romanını okuyup çok etkilenince Netflix’le görüşmeye gitmiş. Bu kitabı bir Türk dizisi olarak çekmek istediklerini anlatmış. Onlarda çalışın gelin deyince, Binnur Karaevli 03 Medya’da Onur Güvenatam’ım kapısı çalmış. Kalabalık bir senaryo ekibi kurulmuş, 2 yıllık bir senaryolaştırma ve ön hazırlık sürecinden sonra dizinin çekimleri başlamış. The Protector adıyla (Türkçe versiyonu Hakan: Muhafız olarak belirlendi), 14 Aralık 2018 itibariyle ilk sezonu yayınlanmış durumda.
Öncelikle kitaptan başlayalım. Fantastik ve bilim kurgu hayranı biri olarak Türkiye’den böyle bir hikâye çıkmasını hiçbir zaman beklemedim. Bir şeyler oturmuyor ve sadece sokak seviyesinde argoya odaklı komedi, entrika dolu pembe dizi hikayeleri ve içi boş tarih serüvenlerinden ileriye gidemeyecek topraklarda yaşıyoruz düşüncesi sanırım hepimizin bilinç altına işledi. Maalesef böyle bir ön yargıyla kitabı okumaya koyuldum. Ancak İpek Gökdel beni şaşırtmayı başardı. Çok harika bir konu yakalamış ve “evet fantastik şeyler sadece Amerika’da olmuyormuş” dedirte bildi. Konu güzel, tarihi bağlantılar harika işlenmiş, gerçek yaşamla iyi bağdaştırılmış ama tartışmaya açık birkaç nokta da var tabi. Öncelikle bu harika konu çok klişe bir örgüyle işlenmiş, hikâye çok tahmin edilebilir ilerliyor, pek şaşırtmıyor ve olaylar çok şu oldu, bu oldu şeklinde ilerliyor. Betimleme neredeyse sıfır, bu kitabın sizi içine çekmesine engel oluyor, sanki bir romandan çok senaryo okuyormuş gibi geliyor insana. Konu kesinlikle çok çok daha iyi bir şekilde işlenebilirdi. Yine de fantastik türüne karşı Türkiye’de olmaz ön yargısını kırdı. Bence bu başlı başına büyük bir başarı. En azından benim için öyle oldu.
Bu kitabın Netflix tarafından dizi olarak çekileceğini öğrendiğimde çok sevindim ve öncelikle kitabı klişelerden arındırmalılar diye düşündüm. Özellikle kahramanımızın kötü adamın kızına aşık olması kesinlikle Türk dizilerinde görülebilecek düzeyde bir fikirdi ve Netflix bunu yapmamalıydı. Günler geçti bir teaser yayınlandı efektler gerçekçilikten biraz uzak görünse de iyi gibi görünüyordu. Sonra fragman yayınlandı ve beklentilerim yerlere indi. Oyunculuklar çok yapmacık duruyor efektler sırıtıyordu. Netflix bile Türkiye’de saçmalayacaktı sanırım.

The Protector, Netflix'in ilk Türk yapımı dizisinin afişi.
(Hakan: Muhafız)


Sonunda o gün geldi ve The Protector  yayınlandı. Yerli platformlarda ki gibi 2-3 bölüm halinde değil, tabi ki Netflix’ten beklendiği gibi ilk sezonun tamamı birlikte yayınlandı. İlk gün bütün sezonu bitirdim. Öncelikle fragmanı hazırlayanı teessüf ederim. Öyle yerleri cımbızlayarak hazırlamış ki, dizi klişelerle dolu vasat bir yapımmış gibi görünmüş. Oysa ben çok beğendim. Beklediğim gibi kitabı baya bir değiştirmişler, beklediğim gibi klişe yerleri kaldırmışlar ancak kitabın altını doldurduğu hikâyeyi de biraz boşaltmışlar. Birçok soru havada kalmış, dizide cevap bulamamış. Tabi daha ikinci sezonumuz var, belki onları o kısma sakladılar. Öncelikle gezdiğim, gördüğüm, bir çoğumuzun yaşadığı şehirde, yürüdüğü yollarda, fantastik bir hikayenin geçiyor olması bana heyecan verici geldi ve belki bu yüzden çok tarafsız değerlendiremeyebilirim. Ancak şu da bir gerçek ki kötü değil. Hikâyeyi zaten beğenmiştim, diziye de gayet başarılı aktarmışlar. Görüntü iyi, yönetmen başarılı iş çıkarmış. Ülkemizde alıştığımız gereksiz uzun dizilerde olduğu gibi boş bakışmalar, gereksiz uzayan sahneler yok. 10 bölümden oluşan ilk sezonda bölümler ortalama 40 dakika. Peki kötü olan ne var, mesela malum bir yumruk sahnesi var, eminim çok eleştirilecektir, olmamış. Yani sahne olmamış, efekt hiç olmamış, o kısmı hiç çekmeseler daha iyiymiş. Birkaç “ya bu da tam fantastik tür klişesi” diyeceğimiz ve ülkemizde gördüğümüzde garip gelen, oturmayan yer vardı. Ama dediğim gibi o biraz bizden kaynaklı, yani bizde olmaz böyle şeyler fikrini benimsemiş olmaktan belki öyle algılıyoruz. Birde senaryonun başındaki isim Jason George’dan kaynaklı olabilir. Şimdi diziye gelen yorumlara değinelim birazda. Bir kısım çok beğendim derken bir kısımda eleştirmişte eleştirmiş. Önce eleştirilerden başlayalım. Öncelikle bu yorumların birçoğu fantastik veya bilim kurgu izlememiş veya izlemeyecek olan, bu türleri çocukça, saçma ya da gereksiz bulan kesim tarafından yapılıyor. Yani uzunca bir yorum yapmış diziyi yermişte yermiş bir arkadaş başka bir yerde fantastik dizi sevmediğini, çocukça ve saçma olduğunu yazmış. Peki o zaman bu türü baştan kaldırıp çöpe attıysan bu diziye niye ekstra eleştiri yapıyorsun? İkinci bir kısım kitle ise Netflix’e hiç üye olmamış, olmayacak kültür, sanat, sinema, dizi gibi şeylere para vermeyi lüzumsuz bulan kitle yine eleştiriden eksik kalmamış, belki izlemeden yermeye başlamış.

The Protector, Netflix'in ilk Türk yapımı dizisinin afişi.
(Hakan: Muhafız)


Dizi güzel, hatta çok güzel. Ülkemizden böyle bir yapım çıkmış olması ön yargıları kırıp belki öncü bir rol üstlenecek olması açısından da önemli. Eleştiriye açık yönleri, yerleri, sahneleri ve efektleri var, yok değil. Ancak bunlar her yapımda olabilecek düzeyde. IMDb’ye 9,3 gibi yüksek bir puanla giriş yapan The Protector, bir günün ardından 3457 kişinin yaptığı değerlendirmeyle 8,6 puan almış durumda. İlerleyen günlerde daha sağlıklı bir puan durumu çıkacaktır. Dediğim gibi çok tarafsız bir değerlendirme yapamayabilirim ama 7 puanın altını da hak ettiğini kesinlikle düşünmüyorum. Sonuç olarak en azından şunu öğrendik; demek ki bu kültürden de fantastik yapımlar çıkabiliyormuş. Bize sadece iyi bir yazar ve iyi bir yapımcı lazımmış. Neyse ki artık ikisine de sahibiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.